13/07/2026 | Yazar: Kaos GL
Ekte Remzi Altunpolat ve Sevcan Tiftik’in yazıları da yer alıyor.
BirGün Gazetesi’nin kuir edebiyat temalı yeni kitap eki yayınlandı. Ekte Remzi Altunpolat ve Sevcan Tiftik’in yazıları da yer alıyor.
Remzi Altunpolat’ın “Queer edebiyat: Temsilden öte, kimlikten fazlası” başlıklı yazısından bir kısım şöyle:
“Queer edebiyat üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir bölümü hâlâ aynı soruyla başlıyor: Hangi metinler queer edebiyatın parçası sayılabilir? İçinde eşcinsel, lezbiyen, biseksüel, trans ya da interseks karakterlerin yer aldığı romanlar mı? Kendini LGBTİ+ olarak tanımlayan yazarların eserleri mi? Yoksa cinsiyet ve cinselliğe ilişkin yerleşik normları sorgulayan her anlatı mı?
Bu soruların hiçbiri önemsiz değildir. Tam tersine, queer edebiyatın ortaya çıkmasını sağlayan tarihsel mücadelenin izlerini taşırlar. Uzun yıllar boyunca LGBTİ+ varoluşlar edebiyatın dışında bırakıldı; görünür olduklarında ise çoğu kez suçun, günahın, hastalığın, sapkınlığın ya da trajedinin dili içinde temsil edildiler. Böyle bir tarihin ardından görünürlük talep etmek, yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda etik ve siyasal bir zorunluluktu. Bu nedenle LGBTİ+ edebiyatı, dışarıda bırakılmış hayatların kendi sesleriyle konuşmaya başlamasının en önemli imkânlarından biri oldu. Bugün queer edebiyat üzerine düşünürken de bu tarihsel birikimi görmezden gelmek mümkün değildir.
Tam da burada iki kavramı birbirine karıştırmadan, ama birbirinden de koparmadan düşünmek gerekiyor. LGBTİ+ edebiyatı ile queer edebiyat aynı şey değildir; fakat birbirlerinin alternatifi de değildir. Aralarındaki ilişkiyi karşıtlık üzerinden kurmak, her iki kavramı da eksik anlamaya yol açar.”
Yazının tamamına ulaşmak için tıklayın.
Sevcan Tiftik ise “Queer edebiyatı konuşabilmek” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Bundan daha birkaç yıl öncesine kadar edebiyat mecralarında queer edebiyatı ve eleştiriyi konuşurken ve bu kategorinin kendisini tartışırken, şu an queer anlatının varlığını görünür kılma mücadelesi veriyoruz. Metinleri ayrı bir çatıda toplamanın onu görünür mü kıldığı, yoksa sınırlandırdığı mı meselesini rafa kaldırdık. Artık kategoriyi eleştirebilmek için önce onun kamusal olarak var olmasına ihtiyaç duyuyoruz.
Queer edebiyat denildiğinde akla çoğunlukla LGBTİ+ karakterlerin yer aldığı romanlar geliyor. Bu tanım eksik ve fazlasıyla dar. Queer edebiyat yalnızca temsil meselesinden ibaret değil. Arzunun, zamanın, geleceğin, hafızanın, bedenin, zihnin, bakımın, ailenin ve normalliğin nasıl kurulduğuyla ilgili. Bir romanın içinde açıkça LGBTİ+ karakterler bulunabilir ama anlatının kendisi bütün normları yeniden üretiyor olabilir. Hiçbir karakter metinde queer olarak yer almasa bile, metin normun çatladığı queer imkânlar taşıyabilir; pek çok başka ihtimalin kapısını aralayabilir.
Queer edebiyat; edebiyat tarihine, edebiyat eleştirisine, yayıncılık dünyasına, eril akla, sağlamcılığa, cisheteronormativitiye1, gündelik yaşamları daraltanlara, evleri zindan edenlere ve yaşamlarımızı, hafızamızı ve haklarımızı elimizden alanlara ve almaya çalışanlara meydan okuyan politik bir kategori. Görünmez kılınmış, yok sayılmış, “düzeltilmeye çalışılmış”, baskıya maruz bırakılmış hayatların edebiyata girmesi mücadele gerektiriyor. Normalleştiği, düzeldiği takdirde kendisine mecrasında yer bulan, ayak uydurduğu takdirde bu mecralarda kabul gören, aksi halde metinlerde su testisinin su yolunda kırıldığı, anlatıda (da) öldürülen öznelerden ibaret. Dolayısıyla, temsil önemli, ama tek başına yetersiz.”
Yazının tamamına ulaşmak için tıklayın.
Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
