12/02/2026 | Yazar: Kaos GL
“Genel ahlak, müstehcenlik gibi muğlak kavramlar, LGBTİ+’ları susturmak için araç haline getirilmiş durumda. Tutuklamalar, davalar ve kapatmalar görünürlüğü cezalandırıyor.”
Atilla Dirim, Türkiye’de son haftalarda gündeme gelen LGBTİ+’lara ve hak savunucularına yönelik baskılar üzerine marksist.org’a yazdı.
“LGBTİ+’lar üzerindeki baskılara son! 11. Yargı Paketi mantığı kabul edilemez!” başlıklı yazısında Dirim, nefret söylemlerinin ve ayrımcılığın yargı mekanizmaları aracılığıyla kurumsallaştığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’de son haftalarda LGBTİ+’lar ve hak savunucuları üzerindeki baskılar, sistematik bir yoğunlaşma gösteriyor. Aralık 2025’te Genç LGBTİ+ Derneği’nin müstehcenlik iddiasıyla kapatılması, kamuoyunda tanınan LGBTİ+ sosyal medya fenomenlerinin uyuşturucu ve benzeri suçlamalarla tutuklanması, 17 Mayıs Derneği Başkanı Defne Güzel’e açılan dava ve sosyal medya fenomeni Murat Övüç’ün iddianamesindeki ayrımcı ifadeler, bu sürecin parçaları olarak öne çıkıyor. Bu olaylar, 11. Yargı Paketi taslağının Meclis’ten geçmemiş olmasına rağmen, LGBTİ+ varoluşunu kriminalize eden mantığın fiilen uygulandığını gösteriyor.”
Dirim, yazısında Genç LGBTİ+ Derneği’nin kapatılma sürecini, LGBTİ+ fenomenlere yönelik tutuklamaları, 17 Mayıs Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Defne Güzel’e açılan davayı ve sosyal medya fenomeni Murat Övüç’ün iddianamesindeki ayrımcı ifadeleri hatırlatarak şöyle dedi:
“2025’te sızan 11. Yargı Paketi taslağı, Türk Ceza Kanunu’nda “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranış”ı 1-3 yıl hapisle cezalandıran madde öneriyordu. Cinsiyet uyum sürecini 25 yaşa çıkaran ve ağırlaştıran hükümler de yer alıyordu. Taslak, uluslararası tepkiler ve iç muhalefet nedeniyle yasalaşmadı. Ancak yukarıdaki olaylar, paketin fiilen uygulandığını gösteriyor. Genç LGBTİ+ Derneği’nin kapatma gerekçesindeki “özendirme ve teşvik” ifadeleri, Murat Övüç iddianamesindeki “kadınsı hareketler” tanımlaması ve Defne Güzel davasındaki “ahlaka aykırılık” suçlaması, taslağın mantığını yansıtıyor. Bu, LGBTİ+ varoluşunun, ifade özgürlüğünün ve örgütlenmenin kriminalize edildiği bir iklim yaratıyor.”
Son haftalarda yaşanan olayların sistematik bir politikanın parçası olduğunu belirten Dirim; “genel ahlak”, “müstehcenlik”, “halkı kin ve nefrete tahrik” gibi muğlak kavramların, LGBTİ+’ları ve hak savunucularını susturmak için araç haline getirildiğini söyledi:
“Tutuklamalar, davalar ve kapatmalar, görünürlüğü cezalandırıyor ve dayanışmayı hedef alıyor. LGBTİ+ varoluşunun kriminalize edilmesi ve yaratılan moral panikle geniş kitlelerin iktidarın politikaları etrafında birleştirilmesi çabaları, sadece LGBTİ+’ları değil çok açık bir şekilde toplumun bütününü ilgilendiren bir durum. Bundan ötürü bu baskılara karşı verilecek mücadele de bireysel değil kolektif bir savunuculuğu gerektiriyor.”
Yazının tamamına ulaşmak için tıklayın.
Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam, nefret suçları, siyaset, anayasa, dava, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, yargı paketi, müstehcenlik, örgütlenme özgürlüğü, genel ahlak
