30/03/2026 | Yazar: Kaos GL

Alara Şevval Keskin, LGBTİ+ intiharlarının toplumsal ve politik bağlamı üzerine bianet’e yazdı: “Dayanışma yaşatır ifadesi yalnızca bir slogan değil; psikolojik, toplumsal, politik ve bilimsel bağlamda karşılığı olan bir gerçekliktir.”

Alara Şevval Keskin, bianet’e yazdı: “LGBTİ+ intiharları neden politiktir?” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Klinik Psikolog Alara Şevval Keskin, LGBTİ+ intiharlarının toplumsal ve politik bağlamı üzerine bianet’e yazdı.

“LGBTİ+ intiharları neden politiktir?” başlıklı yazısında Keskin, son yıllarda değişen politik iklimin, LGBTİ+’ların maruz bırakıldığı ayrımcılığın biçimini ve yoğunluğunu dönüştürdüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:

“LGBTİ+’lar tarih boyunca çeşitli düzeyler ve biçimlerde ayrımcılığa maruz bırakıldı. Bu, dünyanın her yerinde benzer şekilde ilerlediyse de, özellikle Türkiye coğrafyasında LGBTİ+fobinin yaygınlığından bahsetmek yeni bir haber değil. Yıllardır iş yaşamında, sağlık hizmetlerinde, kamusal alanda, barınma haklarında ve gündelik hayatta LGBTİ+’ların deneyimlediği ayrımcılık birçok habere konu oldu. Fakat son yıllarda değişen politik iklim, bu ayrımcılığın yalnızca görünürlüğünü değil; biçimini ve yoğunluğunu da dönüştürmüş durumda.”

Keskin yazısında, transların hormona erişim hakkına yönelik engelleri hatırlattı, şöyle dedi:

“Artık mesele yalnızca toplumsal önyargılar değil; LGBTİ+’ların doğrudan bedenlerine, sağlık hizmetlerine erişim haklarına ve yaşam haklarına müdahale eden politikaların geldiği durum. Bunun en güncel örneklerinden biri ise, transların hormona erişiminin zorlaştırılmasına dair yapılan düzenlemeler. Bu düzenleme, transların hormona ve arzu ettikleri bedensel modifikasyonlara erişimine fiilen bir engel. Bu, yalnızca bir bürokratik düzenleme değil, transların gerek bedensel gerek psikolojik sağlık haklarına yönelik doğrudan bir müdahale.”

“Dayanışma, hayatta kalmanın kolektif bir pratiği olarak karşımıza çıkar”

Toplumsal baskı ve ayrımcılığa maruz bırakılmanın psikolojik sağlamlığı doğrudan etkilediğini vurgulayan Keskin, şunları kaydetti:

“Toplumsal baskı ve ayrımcılık, dış dünyada meydana geliyor. Fakat kişilerin sürekli olarak bu dış dünyaya maruz kalmaları, tehdit algısını artırıyor; bu durum ise psikolojik sağlamlığı doğrudan etkiliyor. Yalnızca kimlikleri bahane edilerek, gerek mikro gerek makro düzeylerde, farklı biçimlerde ayrımcılığa maruz kalan kişiler için hedef gösterilme yalnızca olumsuz bir deneyimden ibaret değil; aynı zamanda sürekli olarak tetikte olmayı, kendini korumaya çalışmayı ve çoğu zaman hareketsiz ve görünmez kalmayı gerektiren bir yaşam stratejisine dönüşüyor.”

Keskin, dayanışmanın yalnızca bir sosyal destek biçimi değil; aynı zamanda kolektif bir hayatta kalma pratiği olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“LGBTİ+ intiharlarının politik bağlamını görmek kadar yaşamı mümkün kılan kaynakları görünür kılmak da önemli. Maruz kalınan damgalanma, hedef gösterme ve kriminalize edilme deneyimleri, kişileri yalnızlaştırma ve izole etmek eğiliminde. Oysa bu yalnızlık bir haliyle gerçek değil, LGBTİ+’lar yalnız değil. Bununla birlikte, yalnızlık deneyimi her ne kadar zorlayıcı olsa da, LGBTİ+ özneler yalnızca bu kimlikten ibaret değil. Oysa, deneyimlenen yalnızlık, çoğu zaman psikolojik zorlanmanın kendisinden daha yıkıcı bir hale gelebilir. Tam da bu noktada dayanışma, yalnızca bir sosyal destek biçimi değil; aynı zamanda hayatta kalmanın kolektif bir pratiği olarak karşımıza çıkar.”

Yazının tamamına ulaşmak için tıklayın.


Etiketler: insan hakları, medya, yaşam, nefret suçları, siyaset, anayasa, trans, lgbti
GDTM