30/06/2026 | Yazar: Seçin Tuncel
Etkinlikte, yasın bireysel bir deneyim olmasının ötesinde nasıl kolektif bir mücadele alanına dönüştüğü tartışıldı.
40+ Lubunya, Genç LGBTİ+ Derneği, 20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği ve İzmir Pride iş birliğiyle düzenlenen "Yasın Politikleşmesi: ACT UP Üzerine Bir İnceleme" başlıklı etkinlik, 14. İzmir Onur Haftası kapsamında 26 Haziran Cuma günü saat 19.00’da yapıldı. Etkinlikte, yasın bireysel bir deneyim olmasının ötesinde nasıl kolektif bir mücadele alanına dönüştüğü tartışıldı.
Inter Dayanışma ve İzmir Pride ekibinden Yasemin Bahar'ın moderatörlüğünü üstlendiği etkinlikte Kerem Selçuk; HIV aktivizmi, ACT UP deneyimi ve Türkiye LGBTİ+ hareketinin hafızasından örneklerle yasın politik anlamını ele aldı. Sunumun ardından katılımcılar, kendi deneyimlerinden hareketle yas, hafıza ve dayanışma üzerine ortak bir tartışma yürüttü.
"HIV aktivizmi kişisel olanın politik olduğunu yeniden hatırlattı"
Kerem Selçuk konuşmasında, HIV aktivizminin AIDS’in yalnızca bir sağlık krizi olarak değil, devletlerin ihmal politikalarının sonucu olarak okunması gerektiğini vurguladı. ACT UP'ın geliştirdiği mücadele biçimlerinin kaybı yalnızca görünür kılmadığını, aynı zamanda öfkeyi örgütleyerek kamusal bir itiraz alanı yarattığını ifade etti.
Selçuk, HIV ile yaşayan kişilere yüklenen suçluluk, utanç ve bireysel sorumluluk söylemlerinin devletlerin sorumluluğunu görünmez kıldığına dikkat çekti. Bireysel yükün ancak kolektif mücadeleyle değişebileceğini belirterek, HIV aktivizminin "kişisel olan politiktir" ilkesini yeniden kurduğunu söyledi.
Türkiye LGBTİ+ hareketinin hafızasına da değinen Selçuk, 2006 yılında Ankara'nın Eryaman ve Esat mahallelerinde trans kadınlara yönelik saldırıların ardından Pembe Hayat'ın düzenlediği kefenli eylemleri hatırlattı. Bu eylemlerin yalnızca kayıpları görünür kılmayı değil, devletin sessizliğini teşhir etmeyi ve adalet talebini kamusal alana taşımayı hedeflediğini belirterek, yasın güçlü bir politik mücadele biçimine dönüşebileceğini ifade etti.
“Yas hangi hayatları görünür kılıyor?"
Sunumun ardından yürütülen tartışmada katılımcılar, yasın herkes için eşit biçimde tanınmadığını; mültecilerin, Alevilerin, LGBTİ+'ların ve toplumun ötekileştirilen birçok kesiminin ölümlerinin kamusal hafızada çoğu zaman karşılık bulmadığını dile getirdi.
Katılımcılar, yasın aynı zamanda hangi hayatların değerli kabul edildiğini de gösterdiğini belirterek, görünmez bırakılan ölümlerin ortak hafızada nasıl yer bulabileceğini tartıştı.
"Aligül'ün kaybı bize ne söylüyor?"
Etkinlikte trans erkek Aligül'ün yaşamı ve kaybı da konuşuldu. Katılımcılar, Aligül'ün ölümünün ardından transların sağlık hizmetlerine erişimi, yapısal ayrımcılık ve yaşam hakkı ihlalleri üzerine yeterince ortak söz üretilemediğini ifade etti.
Bu bölümde, "Bu kadar çok kayıp verirken neden yasımızı ortak bir mücadeleye dönüştüremiyoruz?" sorusu öne çıktı. Yasın yalnızca bireysel bir acı olarak yaşanmasının ötesine geçebilmek ve ortak mücadeleyi büyütebilmek üzerine tartışıldı.
Yası isyana dönüştürmek
Tartışmada kadın cinayetleri sonrasında gerçekleştirilen yürüyüşler, tabutların kadınlar tarafından taşınması ve kamusal yas pratikleri de gündeme geldi.
Katılımcılar, hayatların değersizleştirilmesine karşı yasın yalnızca kaybı ifade eden bir duygu değil, aynı zamanda itirazın ve dayanışmanın zemini olabileceğini dile getirdi. Faili bilinen ölümlerde yalnızca yas tutmanın değil, adalet talebini büyütmenin ve mücadeleyi sürdürmenin önemine dikkat çekildi.
Acının esiri olmadan dayanışmayı büyütmek
Etkinlikte Gezi Parkı direnişi, kadın hareketi ve LGBTİ+ hareketinin mücadele deneyimleri de konuşuldu.
Katılımcılar, trans aktivist Ecem Seçkin'in kaybının ardından yaşanan süreci anımsatarak acının mücadeleyi durduran değil, yeni dayanışma biçimleri kurmaya imkan tanıyan bir deneyime dönüşmesinin önemini vurguladı.
Tartışmada ayrıca devletin bazı yaşamları korunmaya değer, bazılarını ise gözden çıkarılabilir gördüğü biyopolitik süreçler ele alındı. Kadın cinayetlerinden nefret suçlarına, mülteci ölümlerinden iş cinayetlerine kadar birçok örneğin aynı politik zeminde değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Katılımcılar, devletin doğrudan şiddetin faili olmasa bile, bazı hayatların öldürülebilir ve harcanabilir hale gelmesine izin veren politikalar ürettiğine dikkat çekti.
Yası ortaklaştırmak, mücadeleyi de ortaklaştırmak
Etkinlik, yasın yalnızca kaybın ardından yaşanan bireysel bir duygu değil; hafızayı, dayanışmayı ve politik mücadeleyi kuran kolektif bir alan olduğu vurgusuyla sona erdi.
Katılımcılar, öldürülen translar için gerçekleştirilen anmaların, lokmaların ve diğer hafıza ritüellerinin yalnızca anma pratikleri olarak değil, görünürlüğü artıran, adalet talebini güçlendiren ve ortak mücadeleyi besleyen politik araçlar olarak yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Yasın ortaklaştırılmasının, farklı mücadele alanları arasında yeni dayanışma ve ittifak imkanları yaratabileceği vurgulandı.
Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, siyaset, hiv, onur yürüyüşü, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü
