02/07/2026 | Yazar: Kaos GL
Kısa Dalga'dan Rahime Karvar'a konuşan araştırmacılar, sendikacılar ve LGBTİ+ emekçiler, emek mücadelesinin LGBTİ+'ları ne kadar kapsadığını değerlendirdi.
LGBTİ+ emekçiler çalışma yaşamında yalnızca güvencesiz çalışma koşullarıyla değil, işyerinde kimliğini gizlemek zorunda kalmaktan sosyal haklara erişememeye kadar uzanan çok yönlü ayrımcılıklarla karşılaşıyor. Peki sendikal hareket bu deneyimleri ne kadar kapsıyor?
Kısa Dalga'dan Rahime Karvar'a konuşan bağımsız araştırmacı Remzi Altunpolat, Pembe Yaka İnisiyatifi'nden Seçin Tuncel, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu'ndan Gülfem Karataş, DİSK Genel-İş Mor Liste'den Ayşecan Ay ve LGBTİ+ emekçi Deniz A., çalışma yaşamında yaşanan ayrımcılığı ve sendikaların bu alandaki rolünü değerlendirdi.
“LGBTİ+’lar işçi sınıfının bir parçası”
Karvar’a konuşan Deniz A., büyük bir e-ticaret şirketinde çalıştığını belirterek partnerini sağlık sigortasına ekleyemediğini, izin isterken "partnerim" diyemediğini ve kurumların "aile" tanımının dışında bırakıldığını anlattı. Deniz A., "Aileyi tek kalıba sokunca, o kalıba uymayanın ihtiyaçları da görünmez oluyor" dedi.
Bağımsız araştırmacı Remzi Altunpolat ise sendikaların yaşadığı sorunun yalnızca örgütlenme değil, aynı zamanda bir "tahayyül krizi" olduğunu belirtti. Altunpolat'a göre emekçiyi yalnızca ücret ilişkisi üzerinden tanımlayan anlayış, toplumsal cinsiyet, bakım emeği, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği gibi çalışma yaşamını doğrudan etkileyen alanları uzun süre sendikal mücadelenin dışında bıraktı.
Altunpolat, LGBTİ+ haklarının emek mücadelesine sonradan eklenmiş bir başlık değil, çalışma yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak, "LGBTİ+'ların ezici çoğunluğu işçi sınıfının bir parçası. Marketlerde, belediyelerde, okullarda, hastanelerde, fabrikalarda ve çağrı merkezlerinde çalışıyorlar" ifadelerini kullandı.
“LGBTİ+ var olma hakkı sendikal mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır”
Pembe Yaka İnisiyatifi'nden Seçin Tuncel de LGBTİ+ emekçilerin temel sorununun yalnızca işe girmek değil, işyerinde güvenli ve görünür biçimde var olabilmek olduğunu söyledi. Tuncel, "Hiç kimse işine giderken kimliğini açıklayıp açıklamama ya da hangi bilgiyi paylaşırsa risk altında kalacağını düşünmek zorunda olmamalı. Bu mesele yalnızca bireysel bir güvenlik sorunu değil; çalışma yaşamında eşitlik, insan onuru ve emek hakkı meselesidir" dedi.
TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu'ndan Gülfem Karataş ise sendikal mücadelenin insan haklarını esas alması gerektiğini belirterek, "Sendikal mücadelenin temelinde insan hakları varsa, LGBTİ+'ların var olma hakkı da bunun ayrılmaz bir parçasıdır" değerlendirmesinde bulundu.
DİSK Genel-İş Mor Liste'den Ayşecan Ay ise "Kadın-erkek fark etmez, hepimiz işçiyiz" söyleminin eşitsizlikleri görünmez kılabildiğini belirterek, trans ve LGBTİ+ emekçilerin çalışma yaşamındaki deneyimlerinin herkes için aynı olmadığını vurguladı.
Haberin tamamına ulaşmak için tıklayın
Etiketler: insan hakları, nefret suçları, çalışma hayatı, heteroseksizm, trans, ikili cinsiyet sistemi, lgbti, eşcinsellik, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks
