07/09/2026 | Yazar: Kaos GL

Kaos GL Derneği’nden Berfu Şeker’in konuk olduğu kurultayın, sendikal zemin ile feminist ve kuir mücadelenin organik olarak buluştuğu, sendikaların ve karar mekanizmalarının bu ittifaklara açıldığı tarihi bir eşik olması gerektiği vurgulandı.

3. KESK Kadın Kurultayı, Ankara’da yapıldı: “Kadınların, LGBTİ+’ların ve işçi sınıfının kurtuluşu birbirine sımsıkı bağlıdır!” Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

3. KESK Kadın Kurultayı, “Mirasımız direniş, sözümüz mücadele” çağrısıyla 4-6 Eylül tarihlerinde Ankara’da yapıldı. Kurultayda kadınların sendikalardaki durumu, çalışma koşulları, iktidarın politik müdahalelerinin kamu emekçisi kadınların ve LGBTİ+’ların hayatına etkileri ve mücadele pratikleri ele alındı.

Atölye çalışmalarının da yapıldığı kurultayda; “kadın emeği”, “ataerkillik”, “muhafazakarlık ve beden politikaları kapsamında kadına yönelik şiddet” ve “savaş” başta olmak üzere çeşitli başlıklara dikkat çekildi.

Kaos GL Derneği’nden Berfu Şeker’in konuk olduğu kurultayda, LGBTİ+ mücadelesinin sadece LGBTİ+’ların değil; kadınların, işçi sınıfının, Alevilerin, Ermenilerin, Kürtlerin ve tüm ezilen halkların ortak mücadelesi olduğu ifade edildi; kurultayın, sendikal zemin ile feminist ve kuir mücadelenin organik olarak buluştuğu, sendikaların ve karar mekanizmalarının bu ittifaklara açıldığı tarihi bir eşik olması gerektiği vurgulandı.

“Kadın ve LGBTİ+’ların haklarını gasp etmeye ant içmiş bu dalga, sadece Türkiye’ye özgü değil”

Şeker konuşmasında; kadın bedenini, emeğini ve LGBTİ+ varoluşunu hedef alan saldırıların kültürel bir muhafazakarlıktan ibaret olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Çok ağır ve karanlık bir tarihsel dönemden geçiyoruz. İktidar bloğunun ve onun sivil/bürokratik müttefiklerinin kadın bedenini, emeğini ve LGBTİ+ varoluşunu hedef alan saldırıları münferit ya da kültürel bir muhafazakârlıktan ibaret değil. Bugün karşımızda, neoliberal esnek sömürü rejimlerinin muhafazakârlıkla kurduğu o sistemik suç ortaklığı; yani kadın bedenini ve emeğini sömürerek ayakta kalmaya çalışan neoliberal, otoriter bir düzen var. İşin kötüsü kadın ve LGBTİ+’ların haklarını gasp etmeye ant içmiş bu dalga, sadece Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın her yerinde kadınlar ve lubunyalar benzer bir kuşatma altında. Küresel olarak örgütlenen, birbirinden öğrenen ve birbirini destekleyen bir ideolojinin altında emekçinin ve işçinin, kadının ve lubunyanın ezildiği, aşınan erkek egemen sistemin yeniden restore edilmek istendiği bir dönem bu.”

Aile 10 Yılı politikaları ile bireylerin hak öznesi olmaktan çıkarılıp, erkek otoritesine bağlı aile üyelerine indirgenmek istediğini ifade eden Şeker, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2025 yılının 'Aile Yılı', 2026-2035’in Aile 10 Yılı ilan edilmesi ve ardından uygulamaya konulan aile politikaları rastlantısal değil. Sosyal devletin tamamen tasfiye edildiği bu dönemde aile; devletin üzerine düşen kreş, yaşlı ve engelli bakımı gibi kamusal yükümlülükleri kadının omuzlarına yıkmak için yeniden tasarlanıyor. Kurulmaya çalışılan bu düzen, toplumu tebalaştırma projesidir. Bireyleri hak öznesi olmaktan çıkarıp, erkek otoritesine bağlı aile üyelerine indirgemek istemektedir. Doğurganlığın düşmesini bir 'ulusal güvenlik krizi' olarak sunanlar, 'Bu gidişle 20-25 yıl sonra askere gönderecek genç bulamayacağız' diyerek demografik kaygının ardındaki o militarist niyetleri de açıkça ifşa etmektedirler.”

“Nefret, bizzat devlet eliyle yasalaştırılmaya çalışılıyor”

Şeker, ataerkil düzenin kendi çizdiği heteronormatif sınırların dışına taşan her varoluşu düşmanlaştırdığını ve LGBTİ+’ları “kamusal tehdit”, “küresel sapkınlık” ve “emperyalist proje” olarak hedef haline getirdiğini söyledi:

“Tam da bu yüzden, aileyi kutsallaştıran bu ataerkil fantazi düzeni, kendi çizdiği heteronormatif sınırların dışına taşan her varoluşu düşmanlaştırmak zorundadır. Dün toplumsal muhalefeti terörize eden o tekçi zihniyet, bugün LGBTİ+ları doğrudan 'kamusal tehdit', 'küresel sapkınlık' ve 'emperyalist proje' olarak hedef tahtasına koyuyor. Bizleri günah keçisi ilan ederek toplumda sahte bir ahlaki panik yayıyor, nefreti bizzat devlet eliyle yasalaştırmaya çalışıyor. 12. Yargı Paketi taslaklarıyla cinsiyet uyum süreçlerine getirilmek istenen kısıtlamalar, LGBTİ+ varoluşunun ve örgütlenmesinin kriminalize edilmeye çalışılması, genel ahlak' kılıfı altındaki hak gaspları, müstehcenlik adı altında LGBTİ+’lara ve kadınlara yönelik tutuklamalar, İstanbul Sözleşmesi'nden bir gecede çıkılması ve 6284'ün ve kadınların yoksulluk nafakasının hedef alınması aynı bütünsel otoriterleşmenin adımlarıdır.”

“Hayatta kalmanın ayrıcalık olmadığı bir dünya istiyoruz”

“Hayatta kalmanın ayrıcalık olmadığı, kimin hayatının değerli ve yaşanılabilir olduğuna devletlerin ve patriyarkanın karar vermediği, yaşam süresinin kimlikle belirlenmediği bir dünya istiyoruz. Seks işçiliğinin kriminalize edilmediği, emeğin sömürülmediği, LGBTİ+’ların özgürce yaşayacağı ve yaşlanacağı, yas tutma hakkımızın dahi kontrol edilmeye çalışılmadığı bir dünya istiyoruz” ifadelerini kullanan Şeker, sözlerini sonlandırdı:

“Yıllar önce Kaos GL olarak 'Eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir' demiştik. Bugün bu sözü daha da büyüterek haykırıyoruz: Kadınların kurtuluşu, lubunyaların kurtuluşu, işçi sınıfının kurtuluşu birbirine sımsıkı bağlıdır! İttifakları sıkılaştırmak, bizim için afaki bir terim değil; hayatta kalmanın ve kazanmanın yegane pratik yoludur. Birimizin bedensel özerkliği tehdit altındayken, diğerimizin çalışma hakkı gasp edilirken hiçbirimiz tam anlamıyla özgür olamayız. Onların örgütlü nefretine karşı bizim elimizdeki en büyük güç, örgütlü mücadelemiz, haklılığımızdan gelen gücümüz ve dayanışmamızdır. Üniversite kampüslerinde özel güvenliğin ve idari baskıların tecrit politikasını aşan genç kadın ve LGBTİ+’ların  yaratıcı direnişleri; sokakları 'Aile Yılı değil, Direniş Yılı!' pankartlarıyla dolduran kadın ve lubunyaların kararlılığı bize yol gösteriyor. 2026 Onur Haftası’nın belirttiği gibi: “ hayatlarımızı kontrol etmeye ve yok saymaya çalışan sistemlere karşı açıkça örgütleniyor, korkuyu değil cesareti büyütüyor ve saklanmayı reddediyoruz. LGBTİ+ mücadelesi sadece biz LGBTİ+’ların değil; kadınların, işçi sınıfının, Alevilerin, Ermenilerin, Kürtlerin ve tüm ezilen halkların mücadelesidir. LGBTİ+ mücadelesi her mücadelenin ortak savunma hatlarından biri ve bu toprakların en direngen mücadelelerinden biridir.”

Atölye oturumlarına ayrıca, Pembe Yaka İnisiyatifi’nden sendikalı öğretmenler de katkı sundu. Oturum kapsamında Sevil Işık, KESK 3. Kadın Kurultayı hazırlık sürecinde yürütülen saha çalışmaları, söyleşiler ve atölyelerden elde edilen bulguların derlendiği atölye sonuç raporunu paylaştı. Tartışmalarda; “Aile Yılı” politikalarının kadınların bedensel ve üreme özerkliği, emeği ve yaşamları üzerindeki etkilerinin yanı sıra toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlerin ve LGBTİ+ düşmanlığının bu politikalarla nasıl iç içe geçtiği ele alındı. Atölyede özellikle kadınların deneyimlerinin sınıf, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, engellilik, yaş ve yaşanılan coğrafya gibi farklı eşitsizliklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanırken, kadınların ve LGBTİ+’ların beden güvenliğinin, bakım emeğinin ve üreme haklarının kamusal politikaların merkezinde yer alması gerektiğinin altı çizildi.


Etiketler: insan hakları, kadın, medya, yaşam, çalışma hayatı, siyaset, anayasa, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü
İstihdam