08/09/2026 | Yazar: Seçin Tuncel
Remzi Altunpolat, Ecehan Balta ve Eylem Çağdaş’ın konuk olduğu kongre kapsamında Kaos GL ve Pembe Yaka İnisiyatifi’nin katkısıyla LGBTİ+ emekçilerin çalışma yaşamındaki deneyimlerinin ele alındığı bir oturum da düzenlendi.
20. Karaburun Bilim Kongresi, bu yıl “emek/emekçiler” temasıyla 3-5 Eylül tarihlerinde İzmir’de yapıldı. Kongre kapsamında Kaos GL ve Pembe Yaka İnisiyatifi’nin katkısıyla LGBTİ+ emekçilerin çalışma yaşamındaki deneyimlerinin tartışıldığı bir oturum da düzenlendi.
“Cis-Heteronormatif Emek Rejimi ve LGBTİ+ Emekçiler: Ayrımcılık, Güvencesizlik ve Mücadele” başlıklı oturumun açılış konuşmasını Pembe Yaka İnisiyatifi’nden Remzi Altunpolat yaptı; oturumda LGBTİ+ emekçilerin çalışma yaşamındaki deneyimleri, pembe yakalı örgütlenmesi ve dijitalleşen emek rejiminin yarattığı yeni güvencesizlikler ele alındı.
Oturum Alexey Rûyan Aydın’ın anısına ithaf edildi
Altunpolat, açılış konuşmasında 31 Temmuz’da hayatını kaybeden hukukçu, akademisyen, avukat, romancı ve LGBTİ+ hakları savunucusu Alexey Rûyan Aydın’ı andı.
Aydın’ın yaşamının son döneminde kendisini ifade ettiği Alexey Rûyan Aydın adıyla anılmasının önemine dikkat çeken Altunpolat, Aydın’ın yalnızca bir hukukçu değil, düşünce ve ifade özgürlüğünden kadın ve çocuk haklarına, cinsel haklardan LGBTİ+ haklarına kadar pek çok alanda mücadele eden bir hak savunucusu olduğunu hatırlattı.
Aydın’ın akademide maruz bırakıldığı LGBTİ+ karşıtı ve siyasal mobbingin, cis-heteronormatif emek rejiminin nasıl işlediğini gösteren örneklerden biri olduğunu belirten Altunpolat, ayrımcılığın yalnızca bireysel önyargılardan ibaret olmadığını söyledi. Emeğin değersizleştirilmesi, bilginin görünmez kılınması, çalışma hakkının aşındırılması ve işyerinden uzaklaştırılmanın da ayrımcılığın biçimleri olduğunu vurguladı.
Altunpolat konuşmasını Aydın’ın yalnızca maruz kaldığı ayrımcılıkla değil; üreten, yazan, öğrencileriyle dayanışan ve bütün baskılara rağmen sözünden vazgeçmeyen bir yol arkadaşı olarak hatırlanması gerektiğini söyleyerek tamamladı.
“LGBTİ+ emekçileri sınıfın içinden düşünmek”
Altunpolat açılış konuşmasının ardından “Cis-Heteronormativite ve Emek: LGBTİ+ Emekçileri Sınıfın İçinden Düşünmek” başlıklı sunumunu yaptı.
Sunumda cis-heteronormativitenin yalnızca kültürel bir önyargı ya da kimlik meselesi olmadığı, kapitalist emek rejiminin kuruluşu ve yeniden üretimiyle ilişkili maddi bir toplumsal ilişki olduğu tartışıldı.
LGBTİ+’ların sınıf ilişkilerinin dışında duran bir grup olmadığına dikkat çekilen sunumda, işçi sınıfının da homojen bir kategori olmadığı vurgulandı. Cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, etnisite, yurttaşlık ve benzeri eşitsizliklerin emekçilerin çalışma yaşamındaki deneyimlerini farklılaştırdığı ifade edildi.
Özellikle transların işgücü piyasasında karşılaştığı işe erişim, sosyal güvenlik, kariyer ve çalışma koşullarındaki eşitsizlikler üzerinden, LGBTİ+ emekçilerin yaşadığı sorunların yalnızca “ayrımcılık” meselesi olarak değil, emek rejiminin örgütlenme biçimiyle birlikte ele alınması gerektiği belirtildi.
Dünyadan pembe yakalı örgütlenme deneyimleri
Pembe Yaka İnisiyatifi’nden Ecehan Balta ise “Dünyada Pembe Yakalı Örgütlenmesi: Deneyimler, Dersler” başlıklı sunumuyla farklı ülkelerde LGBTİ+ emekçilerin sendikal ve işyeri örgütlenmelerini ele aldı.
Balta, pembe yakalı örgütlenmesinin LGBTİ+ emekçilerin ayrımcılık, güvencesizlik, taciz ve mobbinge karşı kolektif mücadelesini ifade ettiğini belirtti.
Sunumda sendikalar içerisinde kurulan LGBTİ+ komisyonları ve ağları, toplu sözleşmelere ayrımcılık karşıtı maddelerin eklenmesi, trans çalışanların isim ve kimlik süreçlerinde desteklenmesi, sağlık ve aile hakları ile işyerinde güvenli alan politikaları gibi farklı ülkelerdeki örgütlenme deneyimleri aktarıldı.
Balta, LGBTİ+ emekçilerin haklarının yalnızca şirketlerin çeşitlilik politikalarına bırakılamayacağını vurguladı. Kalıcı kazanımların sendikal temsil, toplu pazarlık, iş güvencesi, eşit ücret ve sosyal haklarla güvence altına alınabileceğine dikkat çekti.
Sendikaların kendi içindeki heteronormatif ve cinsiyetçi kalıplarla da yüzleşmesi gerektiğini belirten Balta, LGBTİ+ haklarının sınıf mücadelesinin dışında değil, doğrudan içinde olduğunu söyledi.
Yapay zeka çağında trans deneyimi
Oturuma Eylem Çağdaş da “Çalışabilir Kalmanın Angaryası: Yapay Zeka Çağında Emek Rejimi, Güvencesizlik ve Trans Deneyimi” başlıklı çalışmayla katkı sundu.
Çağdaş, yapay zeka, otomasyon ve dijitalleşmenin emek süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü; teknolojinin emeği özgürleştirmek yerine yeni denetim ve tahakküm biçimleri üretip üretmediğini tartıştı.
LinkedIn kültürü, sürekli erişilebilirlik, kişisel markalaşma ve dijital görünürlük baskısı üzerinden “çalışabilir kalma” zorunluluğunun yaşamın tamamına yayıldığına dikkat çekildi.
Çalışmada transların tarihsel olarak deneyimlediği dışlanma, güvencesizlik ve değersizleştirme süreçleri, dijitalleşen emek rejimini anlamak için bir mercek olarak ele alındı. Yapay zeka çağındaki güvencesizliğin yalnızca işini kaybetme korkusuyla sınırlı olmadığı; bireyin toplumsal değerinin üretkenlik ve piyasa performansı üzerinden ölçülmesinin de yeni bir tahakküm biçimi yarattığı ifade edildi.
Oturum, LGBTİ+ emekçilerin deneyimlerinin hem LGBTİ+ hareketi hem de emek mücadelesi açısından merkezi bir yerde durduğuna dikkat çekerek tamamlandı. Pembe yakalı örgütlenmesinin, LGBTİ+ hareketi ile sendikal mücadele arasında güçlü bağlar kurmasının; daha eşit, güvenceli ve özgür bir çalışma yaşamı mücadelesinin ise bu ortak zeminde büyütülmesinin önemi vurgulandı.
Etiketler: insan hakları, medya, kültür sanat, yaşam, çalışma hayatı, siyaset, trans, lgbti, ifade özgürlüğü, lezbiyen, gey, biseksüel, interseks, örgütlenme özgürlüğü
